İÇİNDEKİLER
ARAMA:

ÖNSÖZ

Habîbullâh (Allâh’ın sevgilisi) sıfatıyla bütün peygamberlerin tâcı olan Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ümmet olma şerefini bizlere ihsan eden yüce Mevlâ’mıza sonsuz hamd ü senâlar olsun!..

O emsâlsiz örnek şahsiyeti ile bütün insanlığa ebedî saâdet yolunda solmaz bir hidâyet ve hakîkat nûru olan Güneşler Güneşi, Efendimiz, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e de sonsuz salât ü selâm olsun!..

Cenâb-ı Hak, O’nu, insanlığın en buhranlı zamanında peygamber olarak gönderdi. Dünyanın zulüm ve karanlıklar içerisinde boğulduğu bir dönemde beşer âleminde karalara bürünmüş sayısız ayları, yıldızları ve güneşleri tekrar nurlandıran bir nur incisi olarak bahşetti. O’nu; vahşet, isyan ve gaflette hayvanları geçmiş bir cehâlet toplumunun karanlıkları içerisindeki dünyaya yüce ufuklardan doğan bir süreyya yıldızı gibi armağan etti.

Yani yüce Allâh;

O’nu;

Canlı-cansız bütün varlıklara; taşa ve toprağa, ırmağa ve denize, yerlere ve göklere, zamana ve mekâna, bilhassa da insanoğluna sonsuz bir rahmet olarak lutfetti. Bereket, hidâyet, merhamet, şefkat ve kurtuluş vesilesi eyledi.

Öyle bir rahmet ki, her varlık O’nun hürmetine yaratılmış ve O’na olan muhabbeti nisbetinde Hak katında kıymet bulmuştur.

Öyle bir rahmet ki, şefkat ve merhameti bütün insanlığı, hattâ bütün mahlûkâtı kuşatmıştır.

Öyle bir rahmet ki, Cenâb-ı Hak tarafından bütün dimağlara ve gönüllere ebedî bir âb-ı hayat menbaı ve en müstesnâ vasıflarla sonsuz bir feyz ü bereket kaynağı olarak ihsan buyrulmuştur.

Öyle bir rahmet ki, O’nunla sonsuz hidâyet rehberi Kur’ân ikrâm edilmiştir.

Öyle bir rahmet ki, Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın en sevgilisi, habîbi, mîrac bahşettiği Rasûlüdür.

Öyle bir rahmet ki, o olmasa bütün âlemler ıssız çöllere dönerdi.

Öyle bir rahmet ki, yaratılışın başlangıcı O’nun nûru ile vücûd bulmuştur.

Öyle bir rahmet ki, nerede bir güzellik varsa, O’ndan bir akistir. O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır. Âlemde bir çiçek açmaz ki, O’nun nûrundan olmasın! Zîrâ O olmasaydı, hiçbir şey vücûd bulmazdı. O ki, o yüzden varız. O ki, solmayan, aksine gün geçtikçe tazelik ve tarâveti daha da artan serâpâ nurdan ibâret bir gonca-i ilâhîdir.

Öyle bir rahmet ki, O’nun değerini ve kadrini bizzat Allâh Teâlâ anlatıyor. Hem de O’na salât ederek…

İşte O Müstesnâ Rahmet’in nübüvvet çatısı altında bütün âlemler gerçek huzuru tattı. Cehâlet dehlizlerinde isyan dumanları ile boğulan ve can çekişen insanlık, O’nun açtığı ilim, irfan ve hakîkat kapılarından engin semalara kanat açarak taze hayat nefesleri almaya başladı. Taş gibi vicdanlar, O’nun feyizli ellerinde hamur hâline geldi. Kir ve pas içinde perîşan olmuş kalpler, O’nun billur pınarında yıkandı, yıkandı ve tertemiz, nur dolu birer sevdâ mekânı oldu.

Meselâ hidayetten evvelki Habeşli Vahşî, kan içen, canavar ruhlu bir vahşet adamıydı. Fakat sonra, yani O’nun yüce terbiyesine teslim olmak sûretiyle gözü yaşlı bir sahâbî oldu. Onun gibi daha niceleri de hidayetlerinden önce pekçok kötü sıfatın pençesinde rûhen ölü idiler. Fakat sonra onlar da aynı hidâyet kaynağından içerek ebedî bir diriliğe kavuştular ve hepsi de “Hazret” unvanı ile anılır bir yüceliğe nâil oldular.

Bütün bunlar da gösteriyor ki, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Cenâb-ı Hakk’ın var ettiği en büyük ilâhî sanat hârikasıdır. Zâhir ve bâtın îtibârıyla her bakımdan öyledir. En mükemmeldir, en mükerremdir ve en sevgilidir. Öyle ki beşeriyet tarihinde birer hakîkat kutbu olan sulehâ, asfiyâ, evliyâ, hukemâ ve cihangirler, ancak O Örnek’ten bir akistir. O Örnek’ten bir cüzdür. O Güneş’ten akseden bir mehtaptır. Zîrâ O, bütün âlemlere, Hâlık-ı Zülcelâl’in bir rahmetidir, lutfudur, armağanıdır.

Bu îtibarla Allâh’a yaklaşma ve rızâ-yı ilâhîye mazhar olabilme yolu da, O’na olan muhabbet ve bağlılıktan geçer. Bu hakîkati Cenâb-ı Hak şöyle buyân buyurur:

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olunuz ki Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allâh son derece bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Âl-i İmrân, 31)

Allâh’a îman eden hiçbir kulun bîgâne (ilgisiz ve duyarsız) kalamayacağı hakîkat işte budur. Âyetin vurguladığı gibi;

Hakk’a sevginin yegâne miyârı; Allâh Rasûlü’ne tâbî olmaktır, O’na bağlılıktır, O’nun etrafında pervâne kesilmektir. Aksi hâlde îman, îman sayılmaz. Bu îtibarla hiçbir kul, kendisini, Allâh’a başka türlü aslâ sevdiremez. Kendisini Allâh’a sevdiremeyen kulun da, bütün yaptıkları boşunadır.

O hâlde hayatımızın ve gönlümüzün merkezinde her zaman Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bulunmalıdır. O’nun emsâlsiz örnek şahsiyeti, karakterimizin yegâne mîmârı olmalıdır.

Bunun için de elbette ki en büyük ihtiyacımız, O’nu daha yakından tanıyabilmek… Çok yakından idrak edebilmek… O’nun aldığı nefesleri alana kadar… Nabzımız, O’nun kalbiyle bütünleşene kadar… Ashâb-ı kiram misâli… Bağrı yanık peygamber âşıkları gibi..

Böyle bir kıvam O’na lâyık seviyede biz âcizler için mümkün değilse de hiç olmazsa o yolda olmak bile büyük bahtiyarlıktır. Zîrâ O’nun emsalsiz şahsiyetinden bir nebze olsun hisse alabilmek, ebedî vuslat kapısıdır.

Bu îtibarla O’nun yüce şahsiyetini daha yakından tanıyabilmek maksadıyla elinizdeki nâçizâne bu eseri, noksanlık ve acziyet mürekkebiyle de olsa kaleme almaya çalıştık. Daha önceki eserlerimizde Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüce şahsiyeti ile alâkalı olarak yer alan mâlumatlardan bir hulâsa hazırladık.

Belki sözlerimiz O’na lâyık değil, lâkin hepimiz, hem anlatıp hem de yaşamak sûretiyle o en büyük ilâhî armağana teşekkür zarûreti içindeyiz. O’nun bütün âlemlere şâmil sonsuz rahmet ve huzûrunu, gücümüz nisbetinde yeni buhranlarla boğulan âhirzamana da taşıyacak birer köprü olabilmek, en büyük vazîfemiz. O en zirve sanat hârikasını bütün insanlığa dilimiz döndüğünce en güzel şekilde tanıtmak, vefâ borcumuz. Özellikle de hâlimizle O’nu en güzel şekilde temsîl edebilmek, bizim için en büyük şeref… Şâir bu şeref temennîsi ile ne güzel söyler:

Varlığın gün gibi en berrağı, en doğrusudur,

Bu sebepten elinin ırmağı, en tatlı sudur!…

En mutahhar, O ne hâlis.. beşerin en temizi,

O’na yâ Rab, lekesiz eyle bizim cümlemizi!… [Seyrî]

Cenâb-ı Hak, cümlemizi O’nun emsâlsiz örnek şahsiyetiyle inşa eylesin! Gönüllerimizi, O’na aşk sarayı hâline getirsin! O’na bağlılık ve teslimiyete dair takvâ imtihanımızda bizleri muvaffak kılsın ve böylece ilâhî muhabbet ve rızâya mazhar eylesin!

Âmîn…1