İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Peygamberlerin Örnek Şahsiyetleri

Bir insanı severek onun şahsiyet ve karakterine hayranlık duymak ve onu taklîde çalışmak fıtrî bir temâyül olduğundan, insanoğlu için en mükemmel örnekleri bularak onların izinden gitmek pek mühim bir husustur. Bu yüzdendir ki lutuf ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hak, insanoğluna sadece kitaplar değil, bir de o kitapların canlı ifâdeleri demek olan ve binbir türlü üstün vasıflara sahip peygamberler göndermiştir. Onlar öyle örnek şahsiyetlerdir ki, dînî, ilmî ve ahlâkî davranışlar îtibârıyla her yönden mükemmellik arzederler. Nitekim o peygamberlerin her biri, insanlık tarihinde belli örnek davranışları zirveleştirerek beşeriyete müstesnâ hizmetlerde bulunmuşlardır.

Dünyanın neresinde olursa olsun insanlar arasında hüküm süren bir adâlet göze çarparsa, insanların kalblerini birbirine bağlayan bir rahmet ve şefkat varsa veya bir cemâatte zenginler, şefkatle muâmele ederek yoksulların yardımına koşuyor, kuvvetliler mazlûmları koruyorsa, sıhhatte olanlar bîçârelerin elinden tutuyor, servet sahipleri öksüzleri gözetip dulları doyuruyorsa, tereddütsüz bilmiş olun ki bu fazîletler, dâimâ peygamberlerden ve onların izinde yürüyenlerden intikâl etmiştir.

Hazret-i Âdem ve Havvâ -aleyhimesselâm- ile başlayan insanlık âilesi, dînî huzur ve saâdet iklîminde yaşamak üzere; bugün Mekke’deki Kâbe’nin yerini ilk ibâdethâne edinmişlerdi. Daha sonra hayâtî ve ictimâî lüzûm sebebiyle etrâfa yayılan Âdemoğulları, zaman zaman peygamberlerle irşâd olunarak dînî hayatı devâm ettirdiler. İlâhî hakîkatler, zaman zaman birtakım din tahripçileri ve câhiller tarafından tahrif edildikçe Cenâb-ı Hak, peygamberler gönderdi ve bu tahribâtı bertaraf ederek dîni yeniden ihyâ eyledi. Bu sûretle insanlık âlemi, tarih boyunca ilâhî bir lutfun eseri olarak ferdî ve ictimâî buhranlardan devamlı kurtarılarak âhirzamana ulaştı.

Nihâyet, dünya gününün ikindisine benzeyen “Asr-ı Saâdet” geldi ve Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile dînî hayat ilk başladığı yerde, son bir kemâl zirvesi daha gösterdi. Artık zirve teşkil eden kemâl-i Muhammedî’den sonra yeni bir kemâl tasavvuru imkânsızdır. Zîrâ peygamberler göndermek sûretiyle dînin tekrar ihyâsı nihâyete erdirilmiş, Allâh’ın râzı olduğu dîn, İslâm olmuştur.

Bu durumda diyebiliriz ki, insanın öğrenme ve yönlenmesinde fıtrî olan taklîd meyli için en mükemmel örnek, hayatında sergilediği sonsuz ve müşahhas misâllerle Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. Peygamber Efendimiz’i taklitteki muvaffâkiyet ise hiç şüphesiz, karakter ve şahsiyetine meftûn olarak O’nu bütün kalbimizle sevmeye bağlıdır.