DİPNOTLAR
1. Bu eserin hazırlanmasında emeği geçen değerli talebelerimize gayretlerinin sadaka-i câriye olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.
2. Hâkim, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, Beyrut 1990, II, 672/4228.
3. Taberî, Câmiu’l-beyân an te’vîli âyi’l-Kur’ân, Beyrut 1995, IX, 87-88; İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, I-IV, Beyrut 1988, II, 259, (A‘râf, 154 tefsîrinde).
4. Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefâ, İstanbul 1976, I, 83.
5. Vâhidî, Esbâbü Nüzûli’l-Kur’ân, thk: Kemâl Besyûnî Zağlûl, Beyrut 1990, s. 219.
6. İbn-i Hişâm, Sîretü’n-Nebî, Beyrut 1937, Daru’l-Fikr, III, 397-398; İbn-i Hacer, el-İsâbe, Beyrut 1328, Dâru ihyâi’t-Türâsi’l-Arabî, I, 38-39.
7. Bkz. Kâmil Mîras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, Ankara 1972, IX, 289.
8. İslâmî ilimlerin dayandığı bu temel, “nass” tâbir olunan Kur’ân ve Sünnet’tir. Sünnet, Rasûlullâh Efendimiz’in kavlî, fiilî ve takrîrî hâl ve davranışlarıdır. Kur’ân ve sünnetin açık olarak hüküm koyduğu hususlarda ictihâda yer yoktur.
9. İctihad, Kur’ân ve Sünnet’in açık olarak hüküm beyan etmediği mevzularda, müctehidlerin belli usûller dâhilinde yine Kur’ân ve Sünnet muhtevâsı içinde meseleleri çözüme kavuşturmalarıdır.
10. Ali Yardım, Peygamberimiz’in Şemâil, İstanbul, 1998, s. 49.
11. Ayrıca bkz. Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, İstanbul 1992, IV, 199.
12. Bkz. İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, Beyrut, Dâru Sâdır, I, 121, 365, 422-425; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, Beyrut 1988, IX, 13.
13. Bkz. İbn-i Mâce, Et’ime, 30; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, II, 64.
14. Yâr-ı Gâr: Mağara dostu mânâsına gelir ve Varlık Nûru Efendimiz ile Hazret-i Ebû Bekr’in Sevr Mağarası’ndaki arkadaşlıklarını ifâde eder. Zamanla samîmî dostluklar için de kullanılır olmuştur.
15. Bkz. Ahmed, VI, 349; Heysemî, VI, 174; İbn-i Sa’d, V, 451.
16. Vâkıdî, Meğâzî, Beyrut 1989, II, 854-855.
17. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Harâc, 33-35/3055; İbn-i Hibbân, Sahîh, Beyrut, 1993, XIV, 262-264.
18. Ahmed, ez-Zühd, yy. ts., s. 59.
19. Bkz. Ahmed, II, 298; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, tahk. Hamdi Abdülmecid es-Selefî, Beyrut, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, X, 162.
20. Tirmizî, Zühd, 44/2377; İbn-i Mâce, Zühd, 3; Ahmed, I, 301.
21. Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, Beyrut 1990, V, 225
22. Bkz. Müslim, Nüzür, 8; Ebû Dâvûd, Eymân, 21/3316; Tirmizî, Zühd, 50; Ahmed, IV, 239.
23. Buhârî, Menâkıb 25, Eymân 3; Müslim, Salât, 119; İbn-i Hibbân, IV, 534.
24. Bkz. Müslim, Fedâil, 79
25. Ali el-Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, Beyrut 1985, IV, 176/10044.
26. İbn-i Abdilberr, el-İstîâb, Kâhire ts., I, 214-215; İbn-i Esîr, Üsdü’l-ğâbe, Kâhire 1970, I, 295.
27. Bkz. İbn-i Sa’d, II, 197; Buhârî, Tıbb, 47, 49; Müslim, Selâm, 43; Nesâî, Tahrîm, 20; Ahmed, IV, 367, VI, 57; Aynî, XXI, 282.
28. Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, Mısır 1321, I, 146.
29. Peygamber Efendimiz bu sözüyle: “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızâsını dileyerek duâ edenlerle birlikte candan sabret. Dünya hayâtının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini Biz’i anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme!” (el-Kehf, 28) âyetine telmihte bulunmaktadır. Burada Allâh Teâlâ, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e, İslâm’a ilk önce giren fakir ve düşkünlerle birlikte başlarına gelebilecek sıkıntılara sabretmesini ve onlara muâmelesinde oldukça hassas davranmasını emretmiştir.
30. Müslim, Eymân, 36-38.
31. Nesâî, Cihâd, 6; Ahmed, III, 429; Suyûtî, I, 125.
32. Develer, güzel ses ve tegannîye meftûndurlar. Deve çobanları da, sürülerini istedikleri gibi sevketmek için tegannîde bulunurlar. Buna “Hidâ” denir.
33. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in evliliklerinin hiçbirinde nefsânî bir temayül ve düşkünlük görmek mümkün değildir. O hiçbir kıza gençliğinde de tâlip olmamış ve kendisine tâlip olan 40 yaşında çocuklu dul bir hanım olan Hazret-i Hatice ile evliliği kabul etmiş, ömrünün en zinde yıllarını onunla yaşamıştır. Ondan sonraki evlilikleri yaşlılık zamanlarına denk gelir. (54 yaşından sonra) Bunların hepsi de kendi arzusuyla değil ilâhî emirle gerçekleşmiş ve pek çok ilâhî hikmet yanında bilhassa dînin hanımlara öğretilmesini hedeflemiştir. Üstelik bu evliliklere mazhar olan annelerimizin çoğu yaşlı, çocuklu ve çaresiz kimselerdir. Hâsılı Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in birden fazla evlilik devresinin, hem yaşlılık zamanına hem de peygamberlik vazifesinin yoğun olduğu devreye rastlaması, bu evliliklerin ilâhî tâyinle ve İslâm’ı daha geniş kitlelere rahatça ulaştırma gâyesiyle gerçekleştiğini açıkça ortaya koymaktadır. Geniş bilgi için bkz. Osman Nûri TOPBAŞ, Hazret-i Muhammed Mustafâ, I, 130-140.
34. Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Selâm, 151, 154; Birr, 133; Nesâî, Küsûf, 14.
35. el-Ahzâb, 41; Ayrıca bkz. el-Cum’a, 10;
36. Herhangi bir emirden sonra, onun sınırlarını veya miktarını belirleyen bir açıklama getirilmediği zaman, o emir ile, o işin yapılabilecek en yüksek ve en fazîletli seviyesi kastedilir.
37. Taberânî, Evsat, IV, 208; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, Beyrut 1967, IV, 168.
38. “Sen olmasaydın, Sen olmasaydın (kâinâtı yaratmazdım).” Bu hakîkati ifâde eden hadis için bkz. Hâkim, II, 672/4228.
39. Bkz. Buhârî, Nikâh, 6, 32, 35; Fedâilü’l-Kur’ân, 21, 22; Müslim, Nikâh, 76.
40. Bkz. Tirmizî, Menâkıb, 1/3616; Dârimî, Mukaddime, 8; Ahmed, VI, 241; Heysemî, IX, 29.
41. İbn-i Kesîr, el-Bidâye, Kâhire 1993, II, 277; İbn-i Sa’d, I, 108, 125.
42. Bkz. İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 222-223; Ali el-Kârî, Mirkât, Beyrut 1992, X, 381-382/6034; Ebû Nuaym, Hilye, I, 33.
43. Kurtubî, el-Câmî, Beyrut 1985, V, 271.
44. Arapların örf ve âdetine göre yolcular için bütün hayvanların sütleri mübâh kabul edilirdi. Çobanlarına bu husûsu tembih ederler ve yeni tutacakları çobana, yanına uğrayan hiçbir yolcuyu süt içmekten men etmemesini şart koşarlardı. İslâm’da örfe göre hüküm vermek ise kabul edilen bir usuldür. (Süheylî, Ravdu’l-ünüf, Beyrut 1978, II, 152) Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur: “Üç sınıf vardır ki, Allâh Teâlâ kıyâmet gününde onlarla (razı olarak) konuşmaz. Bunlar: Yanındaki suyun fazlasını yolcuya vermeyen kişi, ikindiden sonra malını satmak için -yalan yere- yemin eden kişi ve halifeye bîat edip, halife kendisine verirse sözünde duran, vermezse sözünde durmayan kişidir.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 60/3474)
45. İbn-i Esîr, Üsdü’l-ğâbe, I, 244-245; Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, Beyrut 1986-1988, I, 357-358.
46. Bu ve benzeri mûcizeler için bkz. Buhârî, Menâkıb, 25.
47. Gülbâng-i kudûm: 1. Dînî mûsikî eşliğinde toplu söylenen merâsim ilâhîsi veyâ duâ. 2. Teşrîf edişin, merâsimle karşılanması ve teşrîf edeni yüceltmek için söylenen ifâdeler.
48. Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, Beyrut 1994, III, 333; Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, s. 52.
49. Kadem-i pâk: Tertemiz (mübârek) ayak.
50. Gül-i gülzâr-ı nübüvvet: Peygamberlik bahçesinin gülü.
51. Kudûm: Çok uzak bir yerden gelmek, ayak basmak, teşrîf etmek.
52. Derd-i uşşâk: Âşıkların derdi.
53. Gedâ: Köle, dilenci, yoksul.
54. Bkz. Câsiye Sûresi, âyet 13.
55. Bkz. Kıyâmet Sûresi, âyet 36.
56. Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 3, 9; Müslim, Îmân, 327, 328; Tirmizî, Kıyâmet, 10.
57. Bkz. et-Tevbe, 24.
58. Münâvî, V, 92/6478; Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye Tercümesi, İstanbul 1984, s. 417.
