Allâh Rasûlü’nün Cömertliği
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisini bir infâk memuru olarak nitelendirir, her şeyi verenin ve sahibinin Allâh olduğunu ifâde ederdi.
Kureyş müşriklerinin ekâbirinden Safvan bin Ümeyye, müslüman olmadığı hâlde Huneyn ve Tâif gazâlarında, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yanında bulunmuştu.
Cîrâne’de toplanan ganimet mallarını gezerken Safvan’ın bunların bir kısmına büyük bir hayranlık içinde baktığını gören Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Pek mi hoşuna gitti?” diye sordu. “Evet.” cevabını alınca:
“–Al hepsi senin olsun!” buyurdu.
Bunun üzerine Safvan kendisini tutamayarak:
“–Peygamber kalbinden başka hiçbir kalb bu derece cömert olamaz.” diyerek şehâdet getirdi ve müslüman oldu.16
Kabilesine dönünce de:
“–Ey kavmim! (Koşun,) müslüman olun! Çünkü Muhammed, fakirlik ve ihtiyaç korkusu duymadan çok büyük ikram ve ihsanlarda bulunuyor.” dedi. (Müslim, Fedâil, 57-58; Ahmed, III, 107)
Yine birisi geldi. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den bir şey istedi. Allâh Rasûlü’nün ona verecek hiçbir şeyi yoktu. O kişiye borçlanmasını ve kendisinin o borcu ödeyeceğini taahhüd etti. (Heysemî, X, 242)17
Ceddi İbrâhim -aleyhisselâm- gibi hiçbir yemeği misafirsiz, yalnız başına yemezlerdi. Vefât edenlerin borçlarını ödettirir veya öderdi. Borçları ödenmeden cenâze namazlarını kılmazlardı. Bir hadîs-i şerîfte:
“Cömert insan Allâh’a, cennete ve insanlara yakın; cehennem ateşine uzaktır. Cimri ise, Allâh’a, cennete ve insanlara uzak; cehennem ateşine yakındır!..” buyurmuşlardı. (Tirmizî, Birr, 40/1961)
Diğer bir hadîs-i şerîflerinde:
“Gerçek mü’minde şu iki haslet aslâ bir araya gelmez: Cimrilik ve kötü ahlâk!..” buyurmuşlardı. (Tirmizî, Birr, 41/1962)
