Allâh Rasûlü’nün Edeb ve Hayâsı
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yüksek sesle konuşmazlardı. İnsanların yanından yavaşça ve tebessümle geçerlerdi. Hoşlanmadıkları kaba bir söz işitince insanların yüzlerine karşı bir şey söylemezlerdi. Yüzünün duyguları kendisinin hâlini yansıttığı için etrafındakiler, konuşmalarında ve hareketlerinde ihtiyâtlı olurlardı. Hayâları sebebi ile, kahkaha ile gülmemişlerdi. Yalnız tebessüm hâlinde bulunurlardı. Sahâbîlerin ifâdesine göre örtüsüne bürünen bir genç kızdan daha hayâlı idiler.
Hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Hayâ îmândandır ve hayâlı olan kimse cennettedir! Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir!..” (Buhârî, Îmân, 16)
“Hayâ ve îmân bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!” (Taberânî, Evsat, VIII, 174; Beyhakî, Şuâb, VI, 140)
“Kaba söz, ayıptan başka bir şey getirmez! Hayâ ve edeb de girdiği yeri süsler!” (Müslim, Birr, 78; Ebû Dâvûd, Cihâd, 1)
Gerçek hayâ, dünya sevgisini kalbden çıkarmaya vesîle olan “ölümü hatırlamak”la elde edilir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbına, dâimâ Allâh’tan hakkıyla hayâ etmelerini emrederdi. Bir defâsında onların, Rablerine karşı hayâ sâhibi olduklarını hamd ile ifâde ettiklerinde Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, gerçek hayânın vücûddaki bütün uzuvları harâmdan korumak, ölümü hatırdan çıkarmamak olduğunu beyân buyurdular. Ardından, âhireti arzu eden kimsenin dünya sevgisini terketmesi gerektiğini de belirterek, ancak böyle yapanların Allâh’tan hakkıyla hayâ etmiş olabileceğini söylediler. (Tirmizî, Kıyâmet, 24/2458)
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kimsenin yüzüne dikkatle bakmazdı. Yere bakışı, semâya bakışından daha çoktu. Hayâsı ve yüksek şahsiyeti sebebiyle kimsenin hatâsını yüzüne vurmazdı.
Hazret-i Âişe vâlidemizin ifâdesiyle, kendisine birisinden hoşlanmadığı bir söz ulaştığında:
“Falana ne oluyor ki şöyle şöyle söylüyor.” demez de, “Bazı kimselere ne oluyor ki şöyle şöyle söylüyorlar.” buyururdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 5/4788)
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bazen de muhâtaplarının hatâsını onlara yakıştıramadığını hissettirmek maksadıyla:
“–Bana ne oluyor ki sizleri böyle görüyorum.” buyurur,23 zarif bir üslûb ile îkâz ederdi.
Nasîhat ederken bile muhâtabının üzülmemesi ve darılmaması için âdeta titreyen O şânı yüce Peygamber, ulvî bir merhamet âbidesiydi.
