İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Allâh Rasûlü’nün Şecaati

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den daha büyük bir kahraman tasavvur etmek mümkün değildir. Zîrâ, hayatında korku ve telâşa kapıldığı aslâ görülmemişti. Fevkalâde hâller karşısında sabır ve sebât gösterir, korku ve telâşa düşüp uygunsuz hareket etmezdi.

Kendisini öldürmek için bekleyenlerin arasından “Yâsîn Sûresi”nin şu iki âyet-i kerîmesini okuyarak korkusuzca geçmişti:

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

“Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onların basîretlerini perdeledik; artık göremezler.” (Yâsîn, 8-9)

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur:

“Bedir’de savaş bütün şiddetiyle devâm ederken, bazen biz Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in arkasına sığınıyorduk. Hepimizin en cesûru O idi. Düşmân saflarına en yakın yerde O bulunurdu.” (Ahmed, I, 86)

Yine Berâ -radıyallâhu anh- da Habîb-i Ekrem’in şecaati husûsunda şöyle buyurmuştur:

“Vallâhi, biz savaş kızıştı mı Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e sığınırdık. Bizim en cesûrumuz, Allâh Rasûlü ile aynı hizâda durabilendi.” (Müslim, Cihâd, 79)

O, îlâ-yı kelimetullâh için yani Allâh’ın dîni en yüce olsun diye dâimâ en önde savaşırdı. Huneyn Gazâsı’nda, başlangıçta İslâm ordusunda meydana gelen çözülme karşısında, O, metânetini hiç bozmayarak kendisini düşman saflarının ortasına atmış, bindiği hayvanını mütemâdiyen ileri sürerek ashâbının şecâatini artırmış ve nihâyet Allâh’ın yardımı ile de zafer nasîb olmuştur. (Müslim, Cihâd, 76-81)

Şöyle buyurmaktaydı:

“Kudret ve irâdesiyle yaşadığım Allâh’a yemîn olsun ki, Allâh yolunda gazâ edip şehîd olmayı, sonra (diriltilip) gazâ ederek yine şehîd olmayı, tekrar gazâ ederek yine şehid olmayı isterdim…” (Müslim, İmâre, 103)