Allâh Rasûlü’nün Şefkat ve Merhameti
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde:
“Merhamet edenlere Rahmân olan Allâh Teâlâ merhamet buyurur. Yeryüzündekilere şefkat ve merhamet gösteriniz ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin.” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Birr, 16/1924)
Çocuğu ağladığında annenin zor duruma düşmemesi ve bir an önce ona bakması için namazın kısaltılabileceğine müsâade etmesi, pek çok geceler, gözlerinden yaşlar boşanarak ümmetine duâlar etmesi, bütün vaktini insanların cehennemden kurtulması için fedâ etmesi, Allâh Rasûlü’nde bulunan engin şefkatin en derin ve hassas nişâneleridir.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, âlemlere rahmet olarak gönderildiği için O’nun sevgi ve merhameti her canlıyı ihâta etmişti. Birgün kendisinden bedduâ etmesini istediler. O ise:
“Ben dünyaya bedduâ etmek için gönderilmedim, ben bir rahmet Peygamberiyim.” buyurdular. (Müslim, Fedâil, 126; Tirmizî, Deavât, 118)
Müslümanlığı teblîğ etmek için Tâif’e gittiği zaman, câhil, putperest ve egoist Tâif halkı kendisini taşlamışlardı. Dağlar Meleği, Hazret-i Cebrâil ile gelerek Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e:
“–Şu iki dağı birbirine çarparak bu kavmi helâk edeyim mi?” deyince Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- râzı olmadı:
“–Hayır, ben Cenâb-ı Hak’tan onların soylarından sadece Allâh’a ibâdet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak bir nesil getirmesini dilerim.” buyurdu.
(Buhârî, Bed’ü’l-halk, 7; Müslim, Cihâd, 111)
Kendisini beldelerinden taşlayarak türlü hakâretlerle çıkaran ve hicrî 9. yıla kadar da şiddetle direnip müslümanlara pek çok zâyiât verdiren bu Tâifliler hakkında:
“Yâ Rabbî! Sakîf Kabîlesi’ne hidâyet nasîb eyle! Onları bize gönder!” diye duâya devâm etmiş, nihâyetinde Tâif halkı, bir müddet sonra müslüman olmak üzere Medîne-i Münevvere’ye gelmişlerdi. (İbn-i Hişâm, IV, 134; Tirmizî, Menâkıb, 73/3942)
Ebû Üseyd -radıyallâhu anh-, Bahreyn’den aldığı birtakım esirlerle Peygamber Efendimiz’in huzuruna gelmişti. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir kadın esirin ağladığını gördü. Ona:
“–Niçin ağlıyorsun?” diye sordu. Kadın:
“–Şu adam oğlumu sattı.” dedi.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ebû Üseyd’e:
“–Onun oğlunu sattın mı?” diye sordu.
“–Evet.” cevâbını alınca:
“–Kime?” buyurdu. Sahâbî:
“–Abs Oğulları’na” dedi.
Bunun üzerine Allâh Rasûlü Sahâbîye:
“–Hayvanına bin, git, kadının oğlunu al ve getir.” buyurdu.25
Ümmü Kays bint-i Mihsan -radıyallâhu anha- anlatıyor:
“Oğlum ölmüştü. Bu sebeple çok üzüldüm. Onu yıkayan kimseye teessürle:
«–Oğlumu soğuk su ile yıkama, onu öldüreceksin!» dedim.
Ukkâşe -radıyallâhu anh- hemen Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gidip benim söylediklerimi haber verdi. Allâh Rasûlü tebessüm ettiler ve:
“–Böyle mi söylüyor! Öyleyse onun ömrü uzadı.” buyurdular.
Hadîsin râvîsi: “Biz, bu kadın kadar uzun yaşayan başka bir kimse bilmiyoruz.” demiştir. (Nesâî, Cenâiz, 29)
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şefkat ve merhameti cihânşümûl bir vasfa sâhipti. O, birgün:
“–Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemîn ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” buyurmuşlardı.
Ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlallâh! Hepimiz merhametliyiz.” dediler.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–(Benim kastettiğim) merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilakis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, (evet) bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..” (Hâkim, IV, 185/7310)
