İÇİNDEKİLER
ARAMA:

O’na Tâbî Olmak Gönül Tahsîli İster

Şu çalkantılı dünyada ve feryat meydanı mahşerde saâdetimiz için hayatımızın her safhasında Peygamber Efendimiz’i örnek alma zarûreti vardır. O’nu, içtimaî/sosyal hayatta örnek almalı, âilevî hayatta örnek almalı, iş hayatında örnek almalıyız. O, en alt kademeden en üst kademeye kadar bütün insanlara yegâne örnektir… O’nu nasıl örnek alacağız? Bir kâğıttan okumakla mı? Hayır. Gönül dünyamızda o örneğin tahsîlini yaparak… Cenâb-ı Hak, bu tahsîlin usûlünü Sûre-i Ahzâb’ın 21. âyetinde açıkça bildiriyor:

“Andolsun ki, sizden Allâh’a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve Allâh’ı çok zikreden (mü’min)ler için Rasûlullâh’ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek) vardır.” (el-Ahzâb, 21)

Bu tahsilin birinci şartı: Allâh’a kavuşmayı ummaktır. Huzûr-i ilâhîde hesap vereceğimizi hiçbir zaman unutmayarak devamlı bu şuur ile yaşamamız lâzımdır.

Bu tahsilin ikinci şartı: Âhirete kavuşmayı ummak ve buna kesin bir şekilde inanmaktır. Fânîliği kavramamız ve onun sınırlarını aşmamız lâzımdır. Bunu Hazret-i Mevlânâ ne güzel ifâde eder:

“Dünya hayatı bir rüyâdan ibarettir. Dünyada servet sahibi olmak, rüyâda define bulmaya benzer. Dünya malı, nesilden nesile aktarılarak dünyada kalır.”

Bu bakımdan bir imtihan dünyası içinde olduğumuzun farkında olmamız zarûrîdir. Bu şekilde nefsanî arzuları bertaraf ederek gönlümüzü sonsuzluk seyyahı eylemeliyiz. Öyle bir kıvam kazanmalıyız ki, âhiret bizim için kavuşma meydanı hâline gelmeli. İşte bunun tahsili için de Efendimiz’in üsve-i hasene, yani örnek şahsiyetinden hisse almak şarttır. O zaman Cenâb-ı Hak, bize cenneti va’dediyor ve Cemâline kavuşmayı ihsan edeceğini beyan buyuruyor.

Bu tahsilin üçüncü şartı da: Allâh Teâlâ’yı çokça zikretmektir. Kalbin Cenâb-ı Hak’la devamlı beraber olması gerekir. Ne kadar beraberlik? Bunun cevabı diğer bir âyette; “ayaktayken, otururken, yanları üzerindeyken” şeklinde veriliyor. (Âl-i İmrân, 191) Yani devamlı bir beraberlik… Devamlı olarak ilâhî kameranın altında olduğumuzu hissedebilmek… Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakın. Ya biz O’na ne kadar yakınız? İşte bu yakınlığı kurabilmek için Efendimiz’i örnek almamız îcâb eder.