İÇİNDEKİLER
ARAMA:

SONSÖZ

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüce şefâatine nâil olmak için, O’na ittibâ husûsunda hangi noktada bulunduğumuzu yeniden bir muhâsebe edip hayatımızı burada bildirilen nebevî ölçüler ile mîzân etmeli, ciddî bir tefekkür ve gayret iklîmine girmeliyiz. O’nun ümmetine yakışacak bir hayat sürmenin feyz ve heyecanı içinde ibadetlerimize, davranışlarımıza, hislerimize, düşüncelerimize, günümüze, yarınımıza, velhâsıl dünya ve âhiretimize O’nun eşsiz güzelliklerini ve derinliğini aksettirmeye çalışmalıyız. Çünkü insan, sevdiğine sevgisi ölçüsünde meftun olarak onu taklîd eder. Varlık Nûru’nu gereği gibi tâkib ve taklîd edebilmek için de O’nu gerçek mânâda tanıyıp örnek şahsiyetini lâyıkıyla değerlendirmeye çalışmalıyız.

Zîrâ bir tarla, ne kadar kâbiliyetli olursa olsun, üzerinden yağmur bulutları, güneşli bahar esintileri geçmedikçe yeşillenmez. Kalbin de münbit bir toprak gibi verimli hâle gelmesi, insanlığa üsve-i hasene olan Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e râm olmakla mümkündür.

Zîrâ O, öncekilerin ve sonrakilerin en üstünü, fazîlet ve keremlerin tükenmez kaynağı; âlemdeki bilcümle bereket ve rahmetlerin sebebidir. Ezel ve ebed hakîkatleri ile dolu olan Kur’ân-ı Kerîm O’na indirilmiş; îmân cihânına armağan edilmiştir.

Bütün bu anlatılanlardan çıkan umûmî ve nihâî netice şudur ki, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e veya O’nu en cüz’î miktarda bile hatırlatmaya vesîle olan her şeye karşı ne kadar ihtirâm edilse azdır! Zîrâ O yüce Peygamber, “Müteâl” olan, yani hayâl ve idrâkine imkân bulunmayan Allâh -azîmü’ş-şân- tarafından “Habîbim” hıtâb-ı ilâhiyesine mazhar olmuştur. Kâinât’ın yüce Hâlık’ının, sayısız melekleriyle birlikte “salât ve selâm” ettiği bu yüce Peygamber’in fazl u kemâline yaklaşmak, O’nu idrâk ve ihâtaya sığdırmak, kelimelerin mahdûd imkânlarıyla mümkün değildir.

Aslında O’nun ulvî mâhiyetine âid beyânı, sükûtun sonsuzluğunda noktalamaktan başka çâre yoktur. O’nu tasvirde lisanlar mutlak bir acziyet içindeyken, bizim lisânımızdaki ifâdesi de okyanustan bir katre misâli idrâkimize damlayan şebnemler mesâbesindedir…

Ne mutlu o mü’minlere ki; Allâh Rasûlü’nün muhabbetinden başkasına gönül vermezler, yabânî bahçelerin sahte çiçeklerine aldanmazlar!..

Her zerremizle O’nun rûhâniyetini teneffüs ederek Rabbimize dönelim..

O’nun muhabbetini hüccet alarak Rabbimize yalvaralım..

Ol Seyyidü’l-Kevneyn Muhammed Mustafâ’ya salavât!..

Ol Rasûlü’s-Sekaleyn Muhammed Mustafâ’ya salavât!..

Ol İmâmu’l-Harameyn Muhammed Mustafâ’ya salavât!..

Ol Ceddü’l-Haseneyn Muhammed Mustafâ’ya salavât!..

Cenâb-ı Hak, ebedî saâdet rehberimiz Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in örnek şahsiyetinden lâyıkı vechile hisse alıp, dünya ve âhiretimizi O’nun güzelliklerinden akislerle taçlandırmayı nasîb eylesin. O’nun engin rûhâniyetlerinden gönüllerimize feyyaz şebnemler ihsân buyursun! Kalblerimiz, Allâh ve Rasûlü’nün sevgisine ebedî bir mekân olsun! Cenâb-ı Hak, cümlemizi O’nun şefâat-i uzmâsına nâil eylesin!..

Âmîn!